
e denizin yarattığı nem kıyı boyu yapılarının çok korunaklı olmasını gerektirir. Bu ise pahalı inşaat demektir. Osmanlılar ise ucuzluğu, kolay yapılması ve kolay yenilenebilmesi gibi nedenlerle daha çok ahşap yapıları tercih etmişlerdir. Bu tür yapıların kıyılarda ancak yazlık yerleşmeye elvermesi Boğaziçi'nin 20. yy'a kadar uzanan tarihi boyunca yalı denen özgün bir mimarî türün ortaya çıkmasına yol açmıştır. Asıl yerleşmeler ise sert hava akımlarından daha az etkilenen koylarda, vadilerde, tepelerin güneye bakan yamaçlarında olmuştur. Beşiktaş'ın gelişmesi de bu doğrultudadır. Beşiktaş Boğaziçi kıyılarında gelişen ilk yerleşme yeri olmuştur. Galata ile Beşiktaş arasında kalan Fındıklı ise 16. yy'da gelişmeye başlamıştır. Kıyı kesimi ise II. Bayezid döneminde (1481-1512) kaptan-ı deryâların verilmiş, daha sonra Beşiktaş Bahçesi olarak anılacak Dolmabahçe'den Hayreddin İskelesi'ne kadar uzanan bu alanda (bugünkü Dolmabahçe Sarayı'nın kapsadığı alandır) kaptan-ı deryâlar için bir yalı yaptırılmıştı. Beşiktaş kıyısı 16. yy'da da bu özelliğini sürdürecek Barbaros Hayreddin Paşa, Sinan Paşa ve Kılıç Ali Paşa gibi kaptan-ı deryâlar Beşiktaş'ta kalıcı izler bırakacaktır. Beşiktaş kıyıları I. Ahmed döneminden ( 1603-1617) başlayarak hanedana geçecek ve hasbahçeler olarak düzenlenip sahil saraylarla donatılacaktır.
16. yy'da Osmanlı hanedanın Beşiktaş'la ilgisinin ilk eseri olarak I. Süleyman (Kanunî) (hd. 1520-1566) Beşiktaş Bahçesi arkasındaki tepede bir yazlık saray yaptırmıştı. Süleyman Sarayı olarak anılan bu yapının daha sonra inşa edilen Bayıldım Kasrı'nın yerinde olduğu tahmin edilebilir. Uzun bir süre Süleymaniye Mahallesi olarak bilinen bu çevrede günümüze ulaşmayan bir mescit de Süleymaniye Mescidi adını taşımaktaydı. Sarayın önünden sahile kadar uzanan alan Kale Bahçesi olarak anılmakta ve kıyıdaki Sultan İskelesi ile son bulmaktaydı. Düzlük kesimde de bir cirit meydanı yer almaktaydı ki 19. yy'a kadar bu özelliğini korumuştur. Yunan tarihçi Skarlatos Bizantios ( 1798-1878) Dolmabahçe'den Beşiktaş İskelesi'ne kadar uzanan kıyının Barbaros Hayreddin Paşa (ö. 1546) tarafından Akdeniz adalarından topladığı 16.000 kadar savaş tutsağını çalıştırarak doldurulduğunu ve rıhtım olarak düzenletildiğini belirtir. 15. yy sonlarında oluşmaya başlayan bir gelenek de donanmanın Beşiktaş önlerinde demirlemesiydi. Her yıl kış aylarında Haliç'de yenilenen ya da donatılan gemiler mayıs ayında sefere çıkmadan önce Beşiktaş önlerine gelir, buradan kaptan-ı deryâyı alarak Sarayburnu kıyısındaki Yalı Köşkü'nde bekleyen padişahı selâmlayıp Ege Denizi'ne açılırdı. Eylül-ekim aylarındaki dönüşte de donanma gene Beşiktaş önlerinde demir atardı. Beşiktaş'ın kaptan-ı deıyâların semti olmasının bir sonucu da burada bıraktıkları eserlerdir. Önce Barbaros Hayreddin Paşa Mimar Sinan'a bir cami, medrese ve darülkurra ile 1541 tarihli türbesini yaptırmıştır. Bu yapılardan türbe dışında hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. Ardından ünlü veziriazam Rüstem Paşa'nın kardeşi Kaptan-ı Deryâ Sinan Paşa (ö. 1554) gene Mimar Sinan'a cami, medrese ve çifte hamamdan oluşan bir külliye inşa ettirmişti. Bu yapılardan hamam dışındakiler günümüze ulaşmıştır. 16. yy'ın son büyük denizcisi Kılıç Ali Paşa (ö. 1587) Tophane'deki asıl külliyesinin yanı sıra Mimar Sinan'a Çırağan'da bir cami ile bir sübyan mektebi yaptırmıştı. Bu yapılar da günümüze ulaşmamıştır.
Beşiktaş İskelesi'nin ardındaki meydan da 16. yy'dan başlayarak Rumeli-Anadolu arasında işleyen kervanların durağı, aynı zamanda Anadolu'dan gelip Rumeli'den seferlere katılan eyalet askerlerinin geçit yeriydi. 19. yy'a kadar Deve Meydanı adını taşıyan bu yerde olduğu sanılan bir de kervansaray vardı. Yalnız Evliya Çelebi'nin sözünü ettiği ve İstanbul'daki tek kervansaray olma özelliğini taşıyan bu yapının Sinan Paşa Külliyesi'nin bir parçası olduğu da ileri sürülmüştür. 17. yy'da Beşiktaş'ın çehresinin hayli değişmeye başladığı görülür. I. Ahmed döneminde ( 1603-1617) Dolmabahçe koyu doldurtulmuş, Kaptan-ı Deryâ (1591-1595, 1598-1603) Cağalazade Yusuf Paşa'nın oturduğu Cağalazade Yalısı yıktırılarak Beşiktaş Sarayı'nın ilk yapıları inşa edilmiştir. Bu dönemden başlayarak üç yüz yıllık bir süreçte Beşiktaş kıyıları hanedan üyelerine ait birbiri ardınca yapılan, yenilenen onlarca sarayla donatılmıştır. Bu sarayların hepsi yazlıksaraylardı ve ilkbaharda yayımlanan göç fermanıyla taşınılır, sonbahardaki fermanla da kışlık saraylara dönülürdü. Sarayla ilişkili kişilerin ve Osmanlı üst tabakasında seçkin bir yeri olan ilmiye sınıfı mensuplarının da Beşiktaş'a rağbet ettiklerini görüyoruz. Bunlardan kalıcı bir örnek yaptırdığı cami çevresinde bir mahalle oluşan ünlü Dârüssaade Ağası Abbas Ağa'dır. Bir başka önemli örnek de seçkin bir tarikat olan Mevlevilik'in Galata ve Yenikapı'dan sonra İstanbul'daki üçüncü dergâhlarını 1622'de bugünkü Çırağan Sarayı'nın yerinde kurmalarıdır. Beşiktaş 17. yy'da Abbasağa ve Vişnezâde mahallelerinin oluşumuyla sırtlara doğru genişlemesini sürdürürken nüfus bileşimi de oturmuş gibidir. Semtin ticari merkezi durumundaki Köyiçi'nde Müslümanlar, Rumlar,Ermeniler birlikte yaşarlarken Abbasağa sırtlarına doğru Ermeniler, Uzuncaova'ya doğru da Rumlar yerleşmişlerdi. Az sayıda da Yahud
i vardı. Dönemin ünlü şairi Nedim (ö. 1730) de Beşiktaş'ı mesken tutmuştu. Bir yazarımızın anlatımıyla "... Beşiktaş'ta olgunlaşıp İstanbul'a yayılan bahçe, çiçek, havuz, şimşirlik, çırağan, helva sohbetleri, letaif gelenekleriyle" süslenen bu dönem 1730'daki kanlı Patrona Ayaklanması ile son bulduysa da başta hanedan olmak üzere İstanbul'un üst tabakasının yaşam biçiminde kalıcı izler bıraktı. I. Mahmud (hd. 17301754) haraplaşan Beşiktaş Sarayı'nın yapılarını onarttığı gibi 1747'de "Kasr-ı Dilârâ"yı, 1749'da Dolmabahçe tarafında yeni kasır yaptırdı.III. Mustafa (hd. 17571774) 22 Mayıs 1766'daki büyük depremde hayli tahribata uğrayan Beşiktaş Sarayı'nı derhal onartmışı ve yazlık saray olarak kullanmayı sürdürmüştür. 18. yy'da Beşiktaş yerleşimini bir yandan Beşiktaş Deresi ile Ihlamur Deresi vadisi boyunca genişletirken, öte yandan Serencebey sırtları da iskâna açılmaya başlamıştır.
Ihlamur Deresi'nin Fulya'ya kavuştuğu yer ve bugünkü Topağacı sırtları 18. yy'da Hacı Hüseyin Bağı olarak anılırdı. Bu bağ ve içindeki köşk mirîye geçtikten sonra, bağ semtin en büyük mesiresi olmuş, köşkün yerine de 19. yy'da Ihlamur Kasrı yapılmıştır. 18. yy'da Beşiktaş'ta göçülen en önemli beledî hizmet 1731'de tamamlanan Bahçeköy'deki I. Mahmud Bendi'nden su getirilmesidir. 1731-1839 arasında dört aşamada yapılan ve Taksim Suyu adı verilen bu tesislerle Beşiktaş düzenli suya kavuşmuş ve dolayısıyla semtteki çeşme ve hamam sayısı artmıştır. III. Selim döneminin 1807'de Kabakçı Mustafa Ayaklanması ile kanlı biçimde sona ermesiyle başlayan karışıklıklar 1808'de II. Mahmud'un tahta geçmesiyle durulmuş, İstanbul'da yaşam yeniden düzene girmişti. II. Mahmud'un pek çok acı olayın geçtiği Topkapı Sarayı'nı bırakarak kışları da Beşiktaş Sarayı'nda geçirmek istemesi başlangıçta yöneticilerin tepkisiyle karşılaşmış ancak 1820'den sonra çoğu zaman Beşiktaş ve Çırağan sarayları ile Yıldız Kasrı'nda kalmış, 1834'de Beşiktaş Sarayı yenilendikten sonra bütünüyle Topkapı Sarayı'nı terk etmiştir. Padişahla birlikte hanedanın diğer üyeleri ve devlet ricali de Beşiktaş'a yerleşmeye başlamışlardır. Bundan sonra Beşiktaş bir tarihçimizin deyimiyle "Dersaadet'te bir payitaht" olmuştur. 1839'da Tanzimat'ın ilanıyla başlayan dönemde özellikle mimarlık alanındaki değişmenin en yoğun görüldüğü yer Beşiktaş olmuştur. Bu değişimin günümüze kalan izleri olarak Dolmabahçe Sarayı, Çırağan Sarayı, Fer'iye sarayları, Yıldız Sarayı, Ihlamur Kasrı, Ortaköy Camii, Mecidiye Camii (Küçük Mecidiye Camii), Yıldız (Hamidiye Camii), Bezmiâlem Valide Sultan Çeşmesi, Şeyh Zâfır Türbesi ile Akaretler'i saymak yeterlidir. 19. yy'da yaşanan çok önemli bir gelişme de kent içindeki insan hareketliliğini arttıran ulaşımda ve toplu taşıma araçlarında yaşanmıştır. Galata köprülerinin inşası3~ Beşiktaş'ın İstanbul'la bağını güçlendirmiş, 1851'de Şirket-i Hayriye'nin kurulmasıyla Boğaziçi iskelelerine düzenli vapur seferleri başlamış, bu da bütün Boğaziçi köylerini, nüfus, yaşam biçimi ve mimari bakımdan etkilemiştir. 1869'da imtiyazı verilen tramvay şirketi de ilk hattı 1872'de Azapkapı Beşiktaş arasında işletmeye açmıştır. Atlı olan bu ilk tramvaylar 1913'de elektrikli olduktan sonra Bebek'e kadar uzanan hatta 1961'e kadar hizmet vermişlerdir.
Beşiktaş'ın batı tepelerine yaklaşan bir hat da Taksim-Şişli güzergâhından Harbiye'de ayrılan bir kolla Maçka'ya uzanmıştır. Gene aynı dönemde İstanbul'daki toplu konut sisteminin ilk örnekleri olarak nitelenen Akaretler ile Ortaköy'deki Yahudi cemaatine ait "Las Dizioço" ( 18 Evler ya da Akaretler) Beşiktaş'ın kentsel görünümünü etkileyen özelliklerdir. II. Abdülhamid döneminde ( 1876-1909) Yıldız Sarayı'nın yalnız padişahın ikematgâhı değil, 1878'den başlayarak "istibdat" olarak nitelenen bir yönetim anlayışının da merkezi olması Beşiktaş'ı türlü yönlerden etkilemiştir. Öncelikle padişahın yakın çevresinde yer alanlar ikametgâhlarını Yıldız Sarayı'nın yakınlarına taşımışlar, bu dönemde Serencebey Yokuşu ve çevresi ile, Abbasağa Mahallesi ile üst tarafında oluşan Yeni Mahalle vüzerâ, vükela, bendegân ve ricâl konaklarıyla dolmuştur. Ayrıca saray yakınlarında Orhaniye Kışlası ve Ertuğrul Kışlası ile İstanbul tarihinde iz bırakmış bir kişi olan Beşiktaş Muhafızı Yedi-Sekiz Hasan Paşa'nın (ö. 1905) yönettiği karakol binaları inşa edilmiştir. Beşiktaş'ın diğer kesimlerinde de sarayda ve saraya bağlı çeşitli hizmetlerde çalışan görevlilerin yerleştikleri görülmüştür. Bu arada 1877-1878'de Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilginin yarattığı göç dalgasının İstanbul'daki etkisinin bir sonucu olarak Dikilitaş da bir göçmen mahallesi olarak oluşmaya başlamıştır. Onu 20. yy başında Balmumcu Çiftliği'nin bir bölümünün iskanâ açılmasıyla oluşan Balmumcu Mahallesi izlemiştir. 19. yy'da Beşiktaş iki sel baskını, birkaç büyükçe yangın yanında birçok da olaya sahne olmuştur. Tarihlere geçecek nitelikteki ilk sel âfeti 1811'de, ikincisi 1866'da yaşanmıştır. 1863'teki Köyiçi yangınından sonra da yangın alanı için bir imar planı yapılmıştır. Bundan sonraki yangınlar 1881 Ortaköy ve 1886 Arnavutköy yangınları gibi yerleşim yapısını etkileyecek boyutlarda olmamış, yalnız 1892'deki Köyiçi yangınında 166 hane yanmıştır. 1894'teki İstanbul depremi de Beşiktaş'ta az tahribat yapmış, Sinan Paşa Camii ile Beşiktaş İskelesi Camii'nin minareleri yıkılmış, Beşiktaş Merkez Karakolu'nun çatısı çökmüş, duvarları çatlamış, Beşiktaş Merkez Rüşdiyesi'nin de duvarları çatlamış, sıvaları dökülmüş ve camları kırılmıştır. Evlerdeki yıkımda da toplam dört kişi ölmüştür. Deprem Ortaköy'de daha etkili olmuş, Ortaköy Camii hayli zedelenmiş, minarelerin alemleri devrilmiş, deniz içinde yarıklar oluşmuştur. Beşiktaş'ın "Dersaadet'te bir payitaht" olmasının bir sonucu da burada yaşanan siyasal olaylardır.
Sultan Abdülaziz başını Midhat Paşa ile Serasker Hüseyin Avni Paşa'nın çektiği bir grup asker-sivil yüksek devlet görevlisinin ittifakıyla 30 Mayıs 1876'da Dolmabahçe Sarayı kuşatılarak tahttan indirildi ve 4 Haziran 1876'da da gözaltında tutulduğu Fer'iye saraylarının sonuncusundaki (bugünkü Kabataş Lisesi) odasında intihar etti. Ardından tahta çıkartılan V. Murad'ın da aklî dengesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle yine aynı grup tarafından 31 Ağustos 1876'da padişahlığına son verildi. Kanun-ı Esasi'yi ilan sözü üzerine tahta geçen II. Abdülhamid'in saltanatının ilk iki yılı da olaylarla dolu geçti. Bunların Beşiktaş'ta yaşananı tarihe "Çırağan Olayı" olarak geçmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda yaşanan yenilginin ve padişahın Meclis-i Meb'usan'ı
kapatıp anayasayı askıya almasının yarattığı kötümserlik ortamında Ali Suavi'nin önderliğinde çoğu Rumeli göçmenlerinden oluşan küçük bir topluluk 20 Mayıs 1878'de denizden Çırağan Sarayı'na girerek V. Murad'ı yeniden tahta geçirme girişiminde bulundular. Beşiktaş Muhafızı Yedi-Sekiz Hasan Paşa'nın olay yerine gelmesiyle çıkan çatışmada başta Ali Suavi olmak üzere pek çok kişi öldü. Bir diğer önemli olay da 20. yy'ın hemen başında (21 Temmuz 1905 ) yaşanan "Bomba Olayı"dır. Ermeni komitecilerince düzenlenen ve Cuma Selâmlığı için Yıldız Camii'ne gelen II. Abdülhamid'i öldürmeyi amaçlayan bu suikast girişiminde padişaha bir şey olmamış, çevresinde bulunanlardan 26 kişi ölmüş, 58 kişi de yaralanmıştır. 19. yy'da Beşiktaş önemli bir kültürel oluşuma da ev sahipliği etmiştir. Beşiktaş ve Ortaköy'de oturan bir grup aydının 1815 sonlarından başlayarak düzenli biçimde bir araya gelmeleriyle oluşan bu harekete "Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi" denmiştir. Tarih, din, felsefe, pozitif bilimler ve edebiyat alanında düşünce alışverişinde bulunmayı, ayrıca öğrenci yetiştirmeyi de amaçlayan bu topluluk dönemine göre hür ve ileri düşünceli kişilerden oluşmaktaydı. Osmanlı tarihinde resmî bir kurum dışında örgütlenmiş ilk bilim ve düşünce hareketi olan Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi ne yazık ki 1826'da Yeniçeri Ocağı'nın kaldırıldığı ortamda Bektaşilik ve dinsizlikle suçlanarak dağılmak zorunda kalmış, üyelerinin bir bölüğü de sürgüne gönderilmiştir. Osmanlı tarihinin son dönemi sayılan II. Meşrutiyet (1908-1918) ve Mütareke (1918-1922) yılları tüm ülke ve başkent İstanbul kadar Beşiktaş için de çoğu acı olaylarla dolu geçmiştir.
Beşiktaş gene saraylar semtidir, ama 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanı, 1909'da yaşanan 31 Mart Ayaklanması'nın ardından II. Abdülhamid'in Yıldız Sarayı'nda tahtında indirilip sürgüne gönderilmesiyle yönetim merkezi olma niteliğini, özel konumunu yitirmiştir. II. Meşrutiyet'in ilanıyla çoğu Beşiktaş'ta oturan II. Abdülhamid dönemi ricalinin de ayrıcalıklı yaşamları son bulmuş, bunların da bir bölüğü sürgün edilmiştir. Yeni padişah V. Mehmed (Reşad) Dolmabahçe Sarayı'nda bir meşrutiyet padişahı olarak yaşamış, yönetim erki yeniden Bâbıâli'ye geçmiştir. I. Dünya Savaşı ( 1914-1918 ) gitikçe ağırlaşan sıkıntılarla sürüp gitmişken, yenilginin ardından gelen Mütareke yılları ise İstanbul halkı için ilk kez tattığı işgal acısıyla birlikte direniş ruhunun da canlandığı dönem olmuştur. Beşiktaş halkı da Anadolu'da başlayan ulusal direniş hareketine hem insan kaynaklarını (özellikle denizciler) seferber ederek, hem de silah ve mühimmat kaçırılması (özellikle Maçka Silahhanesi ve Yıldız Muhabere Deposu'ndan) işine örgütlü olarak katılmıştır.Bu karanlık dönem zaferle sona ererken 17 Kasım 1922'de son padişah " VI. Mehmed (Vahdeddin) Yıldız Sarayı'ndan gizlice çıkıp Tophane rıhtımından açıkta bekleyen bir İngiliz zırhlısına geçerek kaçmış, ertesi yıl 2 Ekim 1923'te son işgal kuvvetleri de gene Dolmabahçe rıhtımında düzenlenen bir törenle İstanbul'u terk etmişlerdir.